
“Üç arabalı bir adam olarak ölmek istiyorum”
90′lı yıllar, sadece grunge ve pop müzik ile değil, bırakmış olduğu güzel filmlerle de anılmalı. 2000 yılını görecek olmak, birçok insan için tarif edilemez bir duyguydu. Kıyametin kopacağı söylentileri yerel asparagas gazetelerinin gündemini süslerken, “farkındalığa sahip” sinemacılara da eşsiz bir konu bırakıyordu. Dünyanın sonu temalı film deyince insanın aklına Deep İmpact, Armageddon, The Fifth Element gibi, görselliğiyle öne çıkan gişe filmleri gelir. Halbuki has seyircinin asıl haz aldığı, gerçek iz bırakan filmlerdir, The Cable Guy (1995) gibi, sağ gösterip sol vuranlardan.
Last Night (1998), The Strange Days (1995) ile beraber anılması gereken, Kanadalı Don Mckellar’ın hem yönetip hem başrolünde oynadığı eşsiz bir milenyum filmi. Aynı zamanda sinema dünyasına yeni bir yönetmeni kazandıran bir debut film.
Dünyanın sonunun neden ve nasıl geldiği ile ilgilenmiyor. Film, tamamen insanların o gün hissettikleri üzerine yoğunlaşmış. Tam olarak bir korku hakim değil, dünyanın sonuna ulaşabilmiş ve buna şahit olacak olmanın verdiği entelektüel bir olgunluk söz konusu. Radyoda tüm zamanların en güzel 500 şarkısı son kez çalarken hissedilen sükunet de buna işaret ediyor. Son günde kimi bir türlü veremediği konserini veriyor. Kimisi ailesiyle, kimisi dua ederek, kimisi de bir yılbaşını bekler gibi sokak partisiyle geçiriyor bu geceyi. En kötüsü de yalnız ve yetersiz hissetmek, daha önce denemediği her şeyi deneme, içindeki eksiklik duygusunu sonlandırmayı çabaladıklarına şahit olmak..
David Cronenberg’in de önemli bir karakteri canlandırdığı Last Night, dünyanın son 6 saati kaldığını bilseniz 1.5 saatini izlemeye ayırabileceğiniz bir film.
Etiketler:Last Night, Milennium




Son Yorumlar